12 Ocak 2009 Pazartesi

11 Ocak 2009 Pazar

6 Ocak 2009 Salı

6 Aralık 2008 Cumartesi

KİRPİ OCAK'DA SİNEMALARDA



Mazhar Alanson ve Güven Kıraç “Kirpi”de Buluşuyor!

2009’un iddialı filmlerinden biri olacak “Kirpi” için takvimler geri sayılmaya başlandı!

Demo Film, Saran Film ortaklığı ile bu kez kamerasını memleketin komik ama gerçek kesitlerinden oluşan “bir itinayla intikam” hikayesine çeviriyor: Kirpi…

Kirpi; “Süper Baba, İkinci Bahar, Alacakaranlık, Yabancı Damat, Kiracı” gibi önemli eserlere imza atan usta yazar Sulhi Dölek’in 1996 Büyük Edebiyat Ödülü’nün de sahibi olan aynı adlı kitabından yola çıkılarak projelendirilen yepyeni ve ilklerle dolu bir film.

Her şey Sulhi Dölek’in ölümünden önce günün birinde Erdal Murat Aktaş’a “bana söz verin ve alın bu kitaptan bir film yapın” demesiyle başladı… Sulhi Dölek aramızdan ayrıldı ama Dölek’e verilen söz hiç unutulmadı… “Kirpi”, 2.5 yıllık yoğun bir çalışmanın sonrasında İstanbul’da yapılan çekimlerini tamamlayarak sinema izleyicilerinin beğenisine sunuluyor. Çekimleri “İntikam hiç bu kadar komik olmamıştı” dedirtecek kadar neşeli geçen Kirpi, 30 Ocak 2009’da vizyona giriyor.

Yazarın sinemaya aktarılan ilk filmi olan “Kirpi”, birbirlerinden intikam almak için her yolu deneyen iki inatçı düşmanın, oldukça masum başlayan çekişmelerinin giderek çığırından çıkarak ülke çapında bir kargaşaya yol açmasını oldukça komik bir dille anlatıyor. Kirpi’nin kahramanları arasında basit bir intikammış gibi başlayan olaylar akıl almazlık dozu giderek artan misillemelerle bir çığ gibi büyüyerek çevrelerinde yaşayan herkesin başını belalara saran büyük bir hesaplaşmaya dönüşüyor…


Mazhar Alanson ve Güven Kıraç’ın ilk kez bir araya geldiği bu filmi izlerken eğlenecek belki de intikam duygunuzu yeniden değerlendireceksiniz. “İntikam soğuk yenen bir yemektir” sözünü hepimiz biliriz.


Ya sizce “ İntikam soğuk yenen bir yemek midir?” Cevabı belki Kirpi’de bulabilirsiniz…

KİRPİ REŞAT’LA TANIŞMAMIN ÖYKÜSÜ

90’yı yıllarda Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın Devekuşu ajansına çeşitli senaryolar hazırlıyordum. Farklı, keyifli çalışmalardı. Sulhi Dölek’le işte burada tanıştım; elbette Türk mizahının önemli isimlerinden olan Sulhi Dölek’i yazılarından çok iyi biliyordum.
Aynı dönemde “Damdan Düşen Başbakan” adlı romanıma son halini vermeye çalışıyordum. O yıl İş Bankası’nın açtığı “Mizah Romanı” yarışmasına yetiştirme çabasındaydım. Son teslim tarihine sayılı günler kalmıştı. Romana çok güveniyordum, bu konuda asla alçak gönüllü olamıyordum ve kazanacağıma inanıyordum. Romanı 7 kopya olarak Cumartesi öğlene kadar kargoya verirsem son teslim tarihi olan Pazartesi günü ellerine geçecekti.
Artık romana son noktayı koymak zorundaydım ve koydum. Şimdi iş, fotokopiyle çoğaltıp yollamaya kalmıştı,
Bir Cumartesi sabahı Rahmetli Hüseyin Çalışkan’ın yeni kurduğu yapım şirketindeki yeni almış olduğu fotokopi makinesinde romanı çoğalttım ve yeni almış olduğu cilt makinesinde ciltledim. Bu aynı zamanda bu yeni aletlerin ilk kullanımı oluyordu. Artık ödülü kazanmama çok az kalmıştı. Ta ki Sulhi Abi kapıdan girene kadar.
Çantasından çıkarttığı bir dosyayı masanın üzerine koyunca yazar önsezisiyle olacakları anladım…
“Fotokopi mi çekeceksin abi ?” dedim,
“Evet”, dedi
“Mizah romanı yazdın, İş Bankası’nın yarışmasına yollayacaksın değil mi?” diye sordum.
“Çok mu belli oluyor” diye şaşırdı.
“Sabaha kadar oturdun, son halini vermeye çalıştın; ama son teslim tarihi geldiği için, bu kadar yeter, diye son noktayı koydun”
“Aynen öyle oldu, sabah bilgisayar çıktısını alıp, geldim. Yoksa sen de mi öyle yaptın?”
“Evet abi, mizahçı mizahçıyı kendinden bilirmiş…”
Sulhi Abi’nin getirdiği roman tahmin edeceğiniz gibi Kirpi’ydi…
Fotokopi ve ciltleme işlerini birlikte yaptık, ben bu arada yan gözle yazılanları okuyordum. Sonra izin alarak düz gözle okumaya başladım. Okudukça da kendi romanım açısından umutsuzluğa kapıldım. Sulhi Abi’nin mizahı müthişti.
“Abi ya ben boşu boşuna katılmayayım; ödülü kesinlikle sen alırsın” dedim.
Her zamanki alçak gönüllülüğüyle beni yüreklendirdi ve kesinlikle katılmam gerektiğini söyledi.
O gün çalışmalarımızı paketleyip yan taraftaki Yurtiçi Kargo’ya teslim ettik…
Hüseyin Çalışkan ise, her ikimizin romanından uyarlanacak televizyon dizilerinin hayalini kuruyordu, ne yazık ki aramızdan çok erken ayrıldı.
Sulhi Abi’nin o sabah son halini verip de alelacele getirdiği Kirpi’yi dünyada okuyan ilk kişi olmanın gururu içindeydim.
İş Bankası ödülleri açıklandığında hiç şaşırmadım, beklediğim gibi Kirpi kazanmıştı.
Duyar duymaz telefon açıp Sulhi Abi’yi kutladım.

Geçen yıllarda farklı projeler içinde yer aldık, ama diyalogumuz hep sürdü. Sulhi Abi unutulmaz Yabancı Damat’ı yazıyor bir yandan da yeni roman çalışmaları içindeydi. Başını kaşıyacak vaktinin olmadığından şikâyet ediyordu.
Bir gün karşılaştığımızda, “Rahmetli Hüseyin’in oğlu babasının yapım şirketini sürdürmek niyetinde, benden Kirpi’yi dizi yapmamı istedi ama vaktim yok. Sen ne dersin?” dedi.
İlginçtir, Sulhi Abi, Hüseyin Çalışkan, Ben ve Kirpi gene bir araya gelmiştik.
Kirpi’nin ilk fotokopisinin Hüseyin Çalışkan’ın bürosunda yapıldığını anımsattım.
“Sahi öyleydi…” diye gülümsedi.
Ben hemen Kirpi’nin nasıl dizi olacağının çalışmasına başladım, ama ne yazık ki bu sadece proje aşamasında kaldı, hayata geçirilmesi yolunda adım atılamadı.

Sulhi Dölek’le bir süre sonra başka bir projenin içinde daha olduk; Erdal Murat Aktaş’ın bir projesini senaryo haline getiriyordum, Sulhi Abi de bu projede süpervizörlük yapıyordu. Çeşitli nedenlerden dolayı bu proje de hayata geçemedi. Bizim piyasada çok rastlanan bir durumdur bu. Uğraşır didinir bir iş çıkartırsınız sonra ilerde bir zaman kullanılmak üzere rafa kaldırırsınız. Sulhi Dölek’in de emeğinin geçtiği o projenin de bir gün gerçekleşmesini umarım.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Sulhi Dölek’i beklenmedik bir anda kaybettik…
Yaşam devam ediyordu tabii, Murat Aktaş “Sulhi Abi’nin Kirpi romanını biliyor musun?” diye sorduğunda, bir matematik öğretmenine “iki kere ikinin kaç ettiğini biliyor musun?” diye sorulduğunda baktığı gibi baktım… E tabii Murat’a Kirpi’yle olan geçmişimi anlatmamıştım, nerden bilecekti.
Murat, Sulhi Abi’nin vefatından kısa bir süre önce Kirpi’nin haklarını almıştı. Sulhi Abi gerçekten de Kirpi’nin sinemada can bulmasını çok istiyordu. Bu hem Murat hem de benim için bir vasiyet haline gelmişti.
Bu yüzden Murat’ın “Kirpi’in senaryosunu yazar mısın?” teklifine, hiç yan çizmeden, kendimi ağır satmadan, dur bakalım vakit ayarlayabilirsem düşünürüm demeden.
“Evet” dedim…
Kirpi yazıldı, bozuldu, tekrar yazıldı gene bozuldu, bir ara rafta beklemeye alındı, sonra zamanı geldi, raftan indi, gerekli kıvama geldi, ete kemiğe büründü ve sinema tarihi içindeki yerini aldı. Dilerim Sulhi Dölek de edebiyat tarihi içindeki yerinden gururla izler eserini.

Atay SÖZER

2 Kasım 2008 Pazar

19 Ağustos 2008 Salı

KİRPİ BEYAZPERDEDE



Sulhi Dölek'in ödüllü mizah romanı "Kirpi" beyazperdeye aktarılıyor... 1996 İşbankası Mizah Romanı ödülünü alan romanı, günümüzde hala süregelen olayları işleyen sosyal/siyasal bir taşlama.

Sulhi Dölek'in ölümünden önce çekimine karar verilen roman nihayet Demo Film tarafından gerçekleştiriliyor.
Filmin yönetmeni Erdal Murat Aktaş, senaryo yazarı Atay Sözer.
İntikam saplantısı içindeki Reşat Yaman'ı Mazhar Alanson rakibi Tahir Yaman'ı ise Güven Kıraç canlandırıyor.

SULHİ DÖLEK KİRPİ'Yİ ANLATIYOR

BİR "KİRPİ"NİN GÖZÜNDEN? İş Bankası Kültür Yayınları tarafından geçen ay yayımlanan 'Kirpi' adlı romanın yazarı Sulhi Dölek, "Kitaptaki kahramanların kişiliklerinden çok geri plandaki toplumun görüntüsü önemli," diye konuşuyor.


Enver Ercan : "Kirpi" adlı romanınız Türkiye İş Bankası 1996 Edebiyat Büyük Ödülü'nü aldı. Kahramanınız Kirpi Reşat, uğradığı hiçbir haksızlığı affetmeyen, bir punduna getirip er geç intikamını alan biri. Ama pek öyle gözünü budaktan sakınmaz, yürekli biri değil. Tersine, sıradan, giderek korkak sayılabilir. Günlük yaşamda özellikle son 15-20 yıldır daha sık rastladığımız bir tip Kirpi Reşat. Toplumsal, siyasal, ekonomik kıstırılmışlıklar insanları hayatı bir tür bilek güreşi gibi görmeye mi koşullandırıyor?
Sulhi Dölek: Dilimizde "kuyruğu dik tutmak" diye güzel bir deyim var. Sindirilmişler, süngüsü düşmüşler, itilmişler de bir yol bulup kendilerine saygılarını korumaya çalışır. Bunu kimi zaman pek saygın olmayan yollardan, belden aşağı vurarak yapmaları gerekse bile... Reşat, kavgacı ya da saldırgan bir insan olduğunu asla kabul etmez. Ne yapıyorsa, bir kirpinin dikenlerini kabartması gibi, savunma güdüsüyle yapmaktadır. Aşağılanmayı, özellikle karısının ya da çocuklarının yanında küçük düşürülmeyi hazmedemez. İntikamını alabilmek için yıllarca sabırla bekleyebilir. Öyle ki, kimi zaman hasmı, aralarında geçen olayı çoktan unutmuştur. Kirpi Reşat, kendini cesur bir adam olarak görmek ister. Kimseye pabuç bırakmayacağını söyler. Oysa bu, çoğu kez karşısındakinin kim olduğuna bağlıdır. Onu en iyi çözümleyenlerden biri, açıksözlü kayınpederidir:"Sen sırf savcıdan yargıçtan değil, mübaşirden bile korkarsın. Devletten korkarsın, polisten korkarsın, zenginden korkarsın, güçlüden korkarsın. Ezikliğinin acısını da, garip servis sürücüsünden çıkartırsın."İtiraf etmek zor olsa da, çoğumuzun içinde bir Kirpi Reşat var.

E: Bir kitabınız da Varlık Yayınları'ndan çıktı bugünlerde: "Habis'in Serüvenleri"... Başkişisi Habis Yozyürek ise, tam bir karşı-kahraman. Her kötülüğü yapabilecek biri. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen Kirpi Reşat'la, durmadan birilerine dokunan Habis Yozyürek adlı şarlatanı bir terazinin iki kefesine koysanız sonuç ne olur?..


S: Normalde Kirpi Reşat'ın daha ağır çekmesi gerekir ama, Habis Yozyürek kesinlikle önceden terazinin ayarıyla oynamıştır. Habis'in üstün yanı, hayatı sevmesi. Özellikle hayatın sakıncalı sayılan güzelliklerine tutkun o. Hedonist bir bencillikle yaşar ve bunda kendini haklı görür. İşin tuhafı, siz de ona hak vermeden edemezsiniz. Sevimli yanları çoktur. Öfke ve kin nedir bilmez, ne yaparsa şeytanca bir serinkanlılıkla yapar. Kirpi Reşat ise bazen öfkesine öyle kapılır ki, intikam hırsı varlığının tek amacına dönüşür. Bu da hayatın güzelliklerini ıskalamasına yol açar.

E: Kirpi Reşat, günün birinde kişilik olarak kendisine çok benzeyen Tahir Yaman'la karşılaşıyor. Birbirleriyle didişirken, farkında olmadan başka çarklara da çomak sokuyorlar. Susurlukvari olaylar, çetevari ilişkiler, Parsadanvari tezgahların içinde buluyorlar kendilerini. Kıyamet kopuyor. Okurken, "Kirpi Reşat'la Tahir Yaman değil de Habis Yozyürek karşı karşıya gelseydi ne olurdu?" diye düşünmeden edemedim. Siz de düşündünüz mü?..

S: Şimdi düşünüyorum. Olaylar farklı gelişirdi. Aralarında "topyekün" bir savaş yaşanamazdı. Habis Yozyürek, ilk birkaç çatışmadan sonra, Kirpi Reşat'a deli damgasını vurup ondan uzak durmaya bakardı. Onurunu kurtarmak, son sözü söylemek, sidik yarışında en uzağa işemek gibi çocukça saplantıları yok çünkü Habis'in. Bu anlamsız kavgadan ilk raundlarda çekilip zilzurna sarhoş olmayı yeğlerdi. Kirpi Reşat onu dize getirdiğini düşünüp kendi kendine gururlanırken, Habis ya şeriatçı bir belediye başkanına okkalı bir kazık atıyor, ya da adını bile bilmediği bir kadınla yatıyor olurdu.


E:Her iki kitapta da bence kahramanların kişiliklerinden çok, geri plandaki toplum görüntüsü önemli. Sözgelimi kötü olmakla gurur duyan, kötülüğün "şiirini yazan" Habis, gerçek kötülerin yanında bebek kadar masum kalıyor. Benzer şekilde, eğer bu toplumda çeteler, silahlı şeriatçı örgütler, uyuşturucu şebekeleri, örtülü ödenek yolsuzlukları, şer ittifakları ve karanlık çıkar ilişkileri olmasaydı, Kirpi Reşat'la Tahir Yaman'ın arasındaki it dalaşı çığ gibi büyüyüp ortalığı birbirine katabilir, düzenin fitilini tutuşturabilir miydi?


S:Unutmadan şunu da söyleyeyim: Susurluk olayı, ben "Kirpi"yi bitirip teslim ettikten sonra patlak verdi. Demek ki o uğurlu kazadan önce de çetelerin metelerin varlığının farkındaydık, sadece toplumsal bilincimize çıkmasına pek izin vermiyorduk.


E: Tuhaf ama, mizah gözlüğüyle bakan bir yazar olarak yine de iyimsersiniz. Bunca resmi ve gayriresmi güçle çatıştıktan sonra bile Kirpi Reşat ve rakibi bir "faili meçhul"e kurban gitmiyor.


S: İyimser miyim?.. Tarık Dursun K., bir seferinde kahramanlarına benim kadar acımasız davranan bir başka yazar tanımadığını söylemişti. Kirpi ve rakibi, çevrelerinde bir yığın insan sapır sapır giderken, şans eseri postu kurtarıyorlar. Sonunda hücreye tıkılmalarını bile kendi güvenlikleri açısından minnetle karşılıyorlar. Orada da başlarına ne geleceği belirsiz. Üstelik Kirpi Reşat'ın hayatı alt üst olmuş, Tahir Yaman bir gün içinde hem karısını, hem metresini hem de genç sevgilisini yitirmiş... Bu mu iyimserlik?.. Kaldı ki, ikisi aslında o güçlerle çatışmıyor. Birbirleriyle çatışırken, istemeden başkalarının işlerini bozup bir felaketler zincirine yol açıyorlar.Kirpi Reşat ölseydi, olup bitenlerin içyüzünü bize kim anlatacaktı?.. Öteyandan onun ölmesi hiç işime gelmez. Çünkü en az beş "Kirpi" serüveni daha yazmayı tasarlıyorum.


E: Sizi TV dizilerinden de tanıyoruz. Edebiyatımızın en incelikli gülmece yazarı olduğunuza inandığım için, sormadan edemeyeceğim: Okurlarınızı düşkırıklığına uğratmaktan korkmuyor musunuz? TV'lerin genelde, anlam veremediğim "Halk anlamaz, anlayacakları dilden konuşmak lazım," gibi yaklaşımları var. Buna sizi de inandırabildiler mi?


S: Halk anlar. Yeter ki seçenek sunalım. Çoğunluğun sırf hoppada zıppada yarışmalardan, bayağı güldürülerden, cinsel dedikodular ya da grotesk teşhirciliklerden hoşlandığına inanmayı reddediyorum. Bir "inceliğim" varsa, bunu ekrandan da esirgemem. Varsın kimileri ıskalasın. Yakalayanlar mutlaka çıkar.Televizyonun da sinema gibi bir ekip işi olduğu, belli uzlaşmalar gerektirdiği unutulmamalı. Kitap yazar gibi bağımsız çalışamazsınız. Dar bir bütçe, kötü bir yönetmen ya da her şeyi bilen bir star iyi bir senaryoyu bozabilir. Ama kötü bir senaryoyla kimse başarılı bir sonuca varamaz. Başarı derken, "rating" başarısını kastetmiyorum kuşkusuz.Bugünlerde dramatik bütünlük taşıyan bir politik güldürü dizisi üzerinde çalışıyorum. Yapımcıdan, televizyon kanalından ve seyirciden önce kendime beğendirmek zorundayım. Yeterince açık mı?..